TÜRK TİCARET KANUNU'NA GÖRE ANONİM ŞİRKETLERİN BÖLÜNMESİ

TÜRK TİCARET KANUNU’NA GÖRE ANONİM ŞİRKETLERİN  BÖLÜNMESİ

GİRİŞ
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu madde 159 ve devamında düzenlenen bölünme esas olarak kısmi ve tam bölünme olarak ayrılmaktadır. Devralacak ortaklığın mevcudiyetine bağlı olarak ise devralama yoluyla bölünme ve yeni kuruluş yoluyla bölünme olarak da tam ve 
kısmi bölünme gerçekleşecektir. Bölünmenin şekli ve esasları yanı sıra alacakların korunmasına ve işçilerin korunmasına da Yeni Türk Ticaret kanunda yer verilmiştir. Bu hususları lisans bitirme tezimde inceleyeceğim. 

 Bu çalışma ile ticaret şirketlerinde bölünme işlemine ilişkin hakları, usul ve esasları detaylı olarak inceleyeceğiz. 

BİRİNCİ BÖLÜM 
BÖLÜNME KAVRAMI VE TÜRLERİ
A) BÖLÜNME KAVRAMI 

Bölünme, Türk Ticaret Kanunu 159. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede bölünme tanımı yapılmamıştır ancak; şirketlerin amaçları doğrultusunda bölümlere ayrılması olarak tanımlanabilir. 

B) BÖLÜNMEYİ ORTAYA ÇIKARAN SEBEPLER 
6762 sayılı mülga Ticaret Kanununun yayınlandığı 1950’li yıllardan beri ticari hayatta doğal olarak çok büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Ancak bahse konu köklü değişiklikleri karşılayacak olan hukuki düzenlemeler kanunumuzda mevcut değildi. Bölünme müessesini karşılayamamakla beraber bu müesseseye ilişkin KVK ve Bakanlar Kurulu Tebliği bulunmaktadır. Ancak KVK ve tebliğ ise tam ve kısmi bölünmeye ilişkin tanımlamalar yapmış olsalar da tam olarak ihtiyaca cevap verememektedir. Ticaretin liberalleşmesi bir taraftan pazarların önemli ölçüde genişlemesine, diğer taraftan rekabetin oldukça sertleşmesine neden olmuştur. Böylece şirketlerin amaçlarının farklılaşması sonucu ortaya çıktı. Zaman içerisinde ortaya çıkan gereksinimlerle birleşme ve tür değiştirmenin yetersiz kalması da şirketlerin bölünme gereksinimini gündeme getirmiştir. Şirketlerin faaliyet alanlarının genişleyerek bu alanları ayırmak istemesi, Uluslararası düzeyde rekabet edebilmek, kıt kaynakları daha verimli bir şekilde kullanmak ve karlılığı arttırmak, uzmanlaşma, risk taşıyan faaliyetlerin ayrılması, bütçelerine yönelik satım işlemi için ayrıştırma, muafiyet ve teşviklerden yararlanma, gibi nedenlerle şirketlerin bölünme yoluna gittikleri görülmektedir. Belirttiğimiz genel nitelikte olan bölünme sebepleridir. Özellikle kısmi bölünme müessesesinden beklenen amaç, ekonomik koşullar nedeniyle şirketlerin uzun vadeli karar vermesine ve çözüm üretmesine olanak sağlamak, şirketlerin ekonomik dalgalanmalar nedeniyle verimliliklerini kaybederek optimum ölçekten uzaklaşmalarını engellemek, ortaklık kuran kişiler ve grupların müşterek olarak faaliyetler nedeniyle ortaklar ve gruplar arasındaki görüş ve anlayış farklılıklarının ortaya çıkması durumunda bunlara çözüm üretmek, ekonominin bir bütün olarak etkinlik, verimlilik artışı ve rekabet avantajı sağlayabilmesi için şirketlerin bölünerek yapılanmasına olanak sağlamaktır. Ülkemizde ise şirketlerin faaliyetlerinin devamlılık esasına dayalı olarak da bazı vergisel sağlanarak şirketin tamamen sona ermesi yerine farklı şekilde işleyişlerine devam etmeleri için düzenlemeler yapılmıştır. Görüldüğü gibi çeşitli mali, iktisadi ve teknik nedenler şirketlerin bölünme yoluna giderek farklı stratejiler izlemesine neden olmakta ve buna paralel olan yeterli ve gerekli düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaç çeşitli kanunlarla sağlandığı gibi aynı zamanda şirketlerin bir nevi anayasası niteliğinde olan Türk Ticaret Kanunu ile düzenlenmektedir. 

C) BÖLÜNME TÜRLERİ
Bölünme türleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 159. Maddesinin a ve b bentlerinde düzenlenmiştir. Kanunda tam ve kısmi bölünme türlerine yer yerilmiştir. Kısmi bölünmede ise devreden ortaklık faaliyetine devam edecektir. Hatta tüzel kişiliğin sona ermesi ve ermemesi şeklinde bölünmenin türlerini ifade etmek yanlış olmayacaktır. 

Bölünmenin belirleyici öğeleri açısından ise kısmi külli halefiyet kavramı, pay sahipliğinin devamı ve devredilen bölümün bir bütün oluşturması önemli ve gereklidir. 

1) TAM VE KISMİ BÖLÜNME 
Tam ve kısmi bölünme malvarlığı devirleri kriterlerine göre bölünme modelleridir. Bu modelleri ele alırken KVK ile ilgili hükümlerinden değerlendirmeye başlayacağız. 

Tam bölünme Eski KVK. 38. md “tam mükellef bir sermaye şirketinin tasfiyesiz olarak infisah etmek suretiyle bütün mal varlığı, alacak ve borçlarını mukayyet değeri üzerinden mevcut ve tam kurulacak tam mükellefiyete tabi iki ya da daha fazla sermaye şirketine devretmesi ve karşılığında devredilen sermaye şirketinin ortaklarına devralan sermaye şirketinin sermayesini temsil eden iştirak hisseleri verilmesi “şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, külli bir geçiş söz konusu olup, sadece aktif ya da pasif geçişi olmaz; bir bütün halinde geçiş olacaktır. En az iki sermaye şirketi olacaktır ve en önemli unsur ise tasfiyesiz olarak devreden şirketin infisah edeceğidir. 

5520 sayılı KVK.19. md ise bölünme, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na paralel olarak açık ve net şekilde ifade edilmiştir. Bölünme müessesinin günümüzde ciddi bir hareketlilik göstermesi ve buna ilişkin hükümlerin açık ve net düzenlenmesine sebebiyet vermiştir. Madde metninde bölünme müessesesi iki şekilde düzenlenmiş olup Kurumlar Vergisi açısından en önemli özelliği kurumun tüzel kişiliğinin sona ermesi olan tam bölünme ve bölünen kurumun tüzel kişiliğinin devam ettiği kısmi bölünme olarak düzenlenmesidir. 
Yani tam bölünme için “infisahla sonuçlanan bölünme”, kısmi bölünme için de “infisahla sonuçlanmayan bölünme” ifadesini kullanmak mümkündür. 5520 sayılı KVK uyarınca tam bölünmede esasa ilişkin olarak bölünen ve devralan kurumların sermaye şirketi olması 
gerekmektedir. Bu ortaklıkların tam mükellef olması şarttır. Tam mükellef konusu ise KVK. 3.md. de düzenlenmektedir. Buna göre KVK. 1.md de sayılı kurumlardan kanuni veya işmerkezi Türkiye’de bulunanlar tam mükellef olarak kabul edilmiştir. Diğer bir husus ise 
bölünen şirketin tasfiyesiz olarak infisah etmesidir. Bölünen kurumun bütün mal varlığını, alacaklarını ve borçlarını kayıtlı değerleri üzerinden devretmesi, devir alan kurumların mevcut veya yeni kurulacak iki veya daha fazla tam mükellef sermaye şirketi olması ve son 
olarak devreden sermaye şirketinin ortaklarına devralan sermaye şirketinin ortaklarına devralan sermaye şirketinin sermayesini temsil eden iştirak hisseleri verilmesidir. TTK ile tam bölünme müessesinin kapsamı eski KVK’ ya göre genişletilmiştir. TTK. 160. md ve KVK. md.38 birinci fıkra ’da aranan tam mükellef olma şartı kaldırılmış ayrıca sermaye şirketlerinin yanında kooperatiflerin de bölünebileceği düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi şahıs şirketleri yine kapsam dışı bırakılmıştır. Çünkü şahıs şirketleri bölünecek olursa alacaklıların korunması ancak tasfiye ile mümkün kılınabilir. Şahıs şirketleri de önce tür değiştirmek suretiyle bölünme hükümlerinden yararlanabilir. 

Sonuç olarak, TTK’ ya göre; tam bölünmede devreden ortaklık, tasfiyesiz infisah eder, tüm malvarlığını böler ve kısmi halefiyet yoluyla en az iki ortaklığa devreder. Böylece eski kanun hükümlerine ilişkin olarak bazı aksaklıkların TTK’ da düzenlenmiştir. 

TTK ile KVK’ nın alanının genişlemesi sadece bölünmeyi gerçekleştirecek şirketler açısından olmamıştır. Aynı zamanda Türk hukuku açısından yeni bir kavram ortaya konulmuşve “kısmi külli halefiyet” müessesi oluşturulmuştur. Bunu açıklamak gerekirse; 

Külli halefiyet malvarlığının önceki sahibinin ortadan kalkması ve tüm alacak ve borçların bir bütün olarak devrolması esasına dayanır. Kısmi külli halefiyette ise, tüm malvarlığı bir halefe değil, kısımlara ayrılarak birden çok halefe ipso iure geçmekte, devralan, kendisine geçen malvarlığı parçasının halefi olmakta, halefiyet ilkesi o kişi yönünden sadece o kısma özgülenerek uygulanmaktadır. Ayrıca TTK’ da kısmi külli halefiyet kavramı düzenlenmemiş MK genel hükümler çerçevesinde cüzi halefiyet yoluyla devir olsaydı anlamına gelirdi ve bu da hem maddi hem de zamansal olarak ayrıca bir yük getirirdi. 

Kısmi külli halefiyet ise bölünmeyi gerçekleştirenlere büyük bir kolaylık sağlamaktadır. Bu şekilde, malvarlığı değerlerinin intikali esnasında ilaveten bir şey yapmaya ihtiyaç uyulmamıştır. Kısmi bölünme açısından KVK ve Maliye Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığının 16.09.2003 tarihinde çıkardıkları tebliğ’de iki aşamalı bir bölünme öngörülmüştür. TTK’ da ise bu iki aşamalı sistem ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca Maliye Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığının ortak tebliğine göre; kısmi bölünme uygulaması 
aslında bir sermaye şirketine KVK’ da sayılan bazı varlıkların ayni sermaye olarak konulmasıdır. Türk Ticaret Kanunu’na göre ise; devreden ortaklık malvarlığının sadece bir bölümünü bir ya da birden çok ortaklığa devreder. Devredilecek ortaklık açısından ise iktisadi 
ve teknik bütünlük olması gerekmektedir. Üretim ve hizmet işletmeleri de kısmi bölünmeye konu olabilecektir. Ancak, vergi mevzuatına göre üretim veya hizmet işletmelerinin devrinde, işletme bütünlüğü koruyacak şekilde faaliyetin devamı için gerekli aktif ve pasif kalemlerin tümünün devredilmesi zorunludur. Bu hususlara dayalı olarak bölünen ortaklık faaliyetine aktif olarak devam edecektir. Bu durumda; kısmi bölünmede tam bölünmedeki gibi devralan iki ortaklık olması şartı olmadığı gibi devreden ortaklığın infisah etmesi de söz konusu değildir. 

Ayırma müessesi incelediğinde; ayırma, Türk Ticaret Kanununda düzenlenmekle beraber, bölünmenin özelliklerini ihtiva etmemektedir. Burada bölünen şirketin malvarlığının bir veya bazı kısımları bölünerek mevcut veya yeni kurulan şirketlerde ortak olur ve anılan 
şirketler bölünen şirketin yavru şirketi haline gelirler. 

2) DEVRALMA VE YENİ KURULUŞ YOLUYLA BÖLÜNME 
Devralma ve yeni kuruluş yoluyla bölünme devralan ortaklıkların mevcudiyetine göre ayrılan modellerdir. Tam ve kısmi bölünme ayrımının yanında, malvarlığı bölümlerinin mevcut veya yeni kurulan ortaklıklara devredilip devredilmemesine göre de, devralma ve yeni 
kuruluş yoluyla bölünme olarak ayrılabilir. 

Devralma yoluyla bölünmede, devreden ortaklığın malvarlığının bir kısmı devreden ortaklık tarafından ayrılır ve mevcut olan yani daha önceden kurulmuş olan ortaklığa devredilir. Yeni bir kuruluş söz konusu değildir. Ortaklık zaten mevcuttur ve sermayesi vardır. 
Bu nedenle devralınan malvarlığı ölçüsüne bir sermaye artırımının yapılması gerekir. 

Yeni kuruluş yoluyla bölünme ise malvarlığı bölümleri devreden ortaklık tarafından yeni kurulan ortaklıklara devredilir. Yeni kurulan ortaklık veya ortaklıklar bölünme işlemi için devreden ortaklığın malvarlığını devralmak için kurulmaktadır. Her iki şekilde de bölünme 
ticaret siciline tescil ile gerçekleşecektir. Tescil açısından bir farklılık olmamakla beraber farklılık devralan ortaklığın mevcut olması ya da yeni kurulması ile olacaktır. 

Devralma ve yeni kuruluş yoluyla bölünme, tam ve kısmi bölünmenin gerçekleştirileceği şekillerdir. Buna göre, bir ortaklık tam veya kısmi bölünme yoluna gideceği zaman devralan ortaklıkların durumu esas alınarak devralma veya yeni kuruluş yoluyla bölünme söz konusu olacaktır. 

Sonuç olarak şirketin bölünmesi ile birlikte, yeni şirketin ortaya çıkması halinde yeni kuruluş yolu ile bölünme; bölünerek ayrılan kısmın bir başka şirket tarafından devralınması halinde ise, devralma suretiyle bölünme söz konusu olmaktadır. 

3) SİMETRİK VE ASİMETRİK BÖLÜNME 
Simetrik ve asimetrik bölünme bölünen şirket ortaklıklarına dağıtılan hisse oranına göre bölünme türüdür. Bölünmede kural olarak bölünen şirketin ortaklarına, tam ve eşit surette ve devredilen malvarlığı değeri oranında bütün haklarını karşılayan pay sahipliği hakları tahsis edilmektedir. Bu kapsamda gerçekleştirilen bölünme işlemine “simetrik bölünme” denilmektedir. Buna göre, ortaklık payı veya hakkının, devreden ortaklığın ortaklarına, bunların devreden ortaklıktaki iştirakiyle orantılı bir şekilde verilmesi durumunda simetrik bölünme gerçekleşirken; orantılı olmamakla beraber bölünmeye katılan ortakların birine ya da hepsine oran değiştirilerek verilmesi halinde “asimetrik bölünme “gerçekleşmiş olacaktır. 

İKİNCİ BÖLÜM 
DEVRALMA VE YENİ KURULUŞ YOLUYLA BÖLÜNME 
A) BÖLÜNME SÖZLEŞMESİ VE BÖLÜNME PLANI 

Bir şirket bölünme yoluyla, malvarlığı bölümlerini var olan şirketlere devredecekse, bölünmeye katılan şirketlerin yönetim organları tarafından bir “bölünme sözleşmesi” yapılır. Devralma yoluyla bölünmede hem kısmi hem de tam bölünmede bölünme sözleşmesi yapılması zorunludur. Buna karşılık yeni kuruluş yoluyla bölünmede devreden ortaklık bölünme sözleşmesi yapamaz bunun yerine “sözleşme planı” yapılır. 

İlk olarak bölünme sözleşmesini ele alındığında; bölünme sözleşmesi tarafları açısından tam ve kısmi bölünme farklılık göstermektedir. Yukarıda görüldüğü üzere tam bölünmede devreden ortaklık ve en az iki devralan ortaklık olacaktır. Buna karşılık kısmi bölünmede ise bir devreden ortaklık ve en az bir devralan ortaklık olmalıdır. Bu nedenle devralma yoluyla tam bölünmede bölünme sözleşmesi tarafları en az üç, devralma yoluyla kısmi bölünmede ise en az iki olacaktır. 

Bölünme sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve genel kurul tarafından TTK.173.md hükümlerince onaylanması şarttır. Genel kurul onayına bağlanması nedeniyle, onay tarihine kadar sözleşme askıda hükümsüz olacaktır. Bölünme sözleşmesi iki taraflı hukuki işlemdir. Hukuki işlem niteliğinde olan bölünme sözleşmesi hukuki sonuçlarını ortaklıkların genel kurullarının onayı ile doğuracaktır. Böylece, genel kurul onayı ile sözleşme ortaklıklar açısından bağlayıcı olacaktır. Genel kurulun bölünme kararı aşağıda detayla incelenecektir. 

Bölünme sözleşmesini yapma yetkisine haiz olan organ ise ortaklıkların yönetim kuruludur. Böylece şirketlerin iki farklı organın bölünme sürecinde tam yetkili olduğunu görmekteyiz. Ancak yönetim kurulu yetkisini kullanmak yerine üçüncü kişileri de yetkili kılabilir. Üçüncü kişinin yetkili kılınmasını yasaklayan herhangi bir düzenleme yoktur. Ortaklıkların temsil organı olan yönetim kurulu, bu yetkilendirme için herhangi bir şekle tabi olmaksızın üçüncü bir kişiyi yetkili kılma hakkına haizdir. Bölünme sözleşmesi içeriğine ilişkin olarak TTK.167. md de ayrıntılı düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bölünme sözleşmesinin asgari içeriği; 
- Bölünmeye katılan şirketlerin ticaret unvanları, merkezleri ve türlerini; 
- Aktif ve pasif malvarlığı konularının devir amacıyla bölümlere ayrılmasını ve tahsisini; açık ve tam olarak tanımlamayla, bu bölümlere ilişkin envanterleri; taşınmazları, kıymetli evrakı ve maddi olmayan mal varlığını teker teker gösteren listeyi; 
- Payların değişim oranını ve gerektiğinde ödenecek denkleştirme tutarını ve devreden şirketin ortaklarının, devralan şirketteki ortaklık haklarına ilişkin açıklamaları; 
- Devralan şirketin; intifa senedi, oydan yoksun pay ve özel hak sahiplerine tahsis ettiği hakları; 
- Şirket paylarının değişim oranının; 
- Şirket paylarının bilanço karına katılma tarihini; 
- Ortaklık paylarının değişim tarzlarını; 
- Bölünme tarihini; hangi tarih itibariyle devreden ortaklığın işlemlerinin devralan ortaklıkların adına yapılmış sayılacağını; 
- Yönetim organlarının üyelerine, müdürlere, yönetim hakkında sahip kişilere ve denetçilere tanınan özel menfaatleri; 
- Bölünme sonucu devralan ortaklıklara geçen iş ilişkilerini içerir. 

Asgari şartları ele aldığımız zaman en önemli şart kuşkusuz aktif ve pasif malvarlığı değerlerinin tanımlanması ve bölünmesidir. Çünkü bu husus açık ve tam şekilde tanımlanmalı ve bölünme sözleşmesinde belirtilmelidir. Gerekli envanterlerin teker teker gösterildiği liste aslında devreden ve devralan ortaklıkların bölünmeyi gerçekleştirecek anlaşmayı faaliyete geçirilmesine ilişkindir. Genel olarak tüm asgari şartlar ortaklıkların bölünme sonucu ticari hayatta faaliyetlerini ne şekilde devam ettireceklerine ilişkin olsa da aktif ve pasif 
malvarlığının liste halinde gösterilmesi son derece önemlidir. Çünkü listede gösterilmeyen değerler bölünme sözleşmesi kapsamında devralan ortaklığa geçmeyecektir. 

Bölünme dışında kalan malvarlığı ise tam ve kısmi bölünmede farklılık gösterecektir. Bun göre; tam bölünmede, bölünme dışı kalan malvarlığı üzerinde tüm devralan şirketlere, bölünme sözleşmesi veya bölünme planına göre kendilerine intikal eden net aktif 
malvarlığının oranına göre, paylı mülkiyet hakkı düşer. Kısmi bölünmede söz konusu malvarlığı, devreden şirkette kalır. TTK 168.md uyarınca da tam bölünmeye katılan şirketler, bölünme sözleşmesi veya bölünme planına göre herhangi bir şirkte tahsis edilmeyen 
borçlardan müteselsil sorumludurlar. Bu sonuçlar göz önüne alınınca taşınmazların, kıymetli evrakların ve maddi olmayan mal varlıklarının devralma yoluyla bölünmede bölünme sözleşmesinde, yeniden kuruluş yolu ile bölünmede bölünme planında gösterilmesi son derece önem taşımaktadır. 

Bir başka asgari şart ise, devralan ortaklıkların paylarının bölünmesi ve bölünme ölçütüdür. Buna ilişkin olarak yukarıda açıklandığı üzere simetrik ve asimetrik bölünme söz konusu olacaktır. Simetrik bölünmede her pay sahibinin, yeni kurulan veya sermaye artıran 
ortaklıktan, bölünen ortaklıkta sahip olduğu pay oranında almasını ifade etmektedir. Yani artırılan sermayeden doğan hisseler veya yeni kurulan şirketten hisseler dağıtılırken eski şirketteki pay oranlarına bağlı kalınacaksa simetrik, kalınmayacaksa asimetrik bölünme var. 

Asgari şartlar yanı sıra bölünme sözleşmesinde yapılabilecek diğer düzenlemeler ise genel olarak; 
- Esas sözleşme değişiklikleri, 
- Organ atanması, 
- Bölünmenin icrası için gerekli şartlar, 
- Teminat problemlerine ilişkin garantiler, 
- Münferit malvarlığı unsurları için tamamlayıcı düzenlemeler, 
- Bölünme sözleşmesinin ifasına ilişkin olarak şart ve süreler, 
- Masrafa ilişkin olarak düzenlemeler yapılabilir. 

Asgari şartlar ve bölünme sözleşmesinde düzenlenebilecek hususların yanı sıra en önemli konu ise iş ilişkilerinin geçişidir. Bu husus aşağıda işçilerin korunması başlığı altında detaylı olarak incelenmektir. 

Bölünme planı ise, yeni kuruluş yoluyla bölünmede yapılan bölünme sözleşmesi ile aynı işlevi görmektedir. Ancak hukuki niteliği farklıdır. Bölünme planı tek taraflı, varması gerekli olmayan bir irade beyanıdır. Hukuki niteliği gereğince ise genel medeni hukuk hükümleri uygulanacaktır. Kanunumuzun 166.madde gerekçesi uyarınca bölünen şirket malvarlığı bölümlerini bölünme sürecinde yeni kurulacak şirkete devredecekse, kurulacak şirketler bölünmenin düzenlenmesi aşamasında hukuken henüz var olmadıklarından sözleşme 
yapılamaz. Bu tek taraflı hukuki işlem de bölünme planı olarak adlandırılmıştır.  Bölünme planı da bölünme sözleşmesi gibi yönetim kurulu tarafından hazırlanacaktır. Ancak bölünme planı yalnızca devreden şirketin yönetim kurulu tarafından hazırlanır. Hazırlanacak olan bölünme planının içeriği de YTTK. 167. md’ de düzenlenen bölünme sözleşmesinin asgari içeriği ile aynıdır. Hükümde düzenlendiği üzere plan ya da sözleşmenin hukuki nitelikleri açısından farklılıklar olsa da asgari içerikleri bakımından aynı tutulmaktadır. Böylece aslında sadece nitelendirme farkı ortaya konulmaktadır. 

B) YENİ TÜRK TİCARET KANUNU GÖRE BÖLÜNME RAPORU İÇERİĞİ VE AMACI 
Bölünme raporunu, bölünme hakkında her türlü bilgilerin derlenmesi ve ilgili organlara aktarılması amacıyla yönetim kurulu tarafından hazırlanan bir rapordur. Bölünme sözleşmesi veya bölünme planında yer alan bilgiler ve düzenlemeler bölünme işlemine ilişkin 
kısa ve öz bilgilerden oluşmaktadır. Kısa ve öz bilgilerin yanı sıra neden ve gerekçelerin açıklanması da bölünme raporunda ayrıntılı olarak belirtilecektir. Bölünme raporunun birçok ayrıntı içermesi ise pay sahiplerinin haklarının korunması için bu pay sahiplerinin bilgi alma haklarının kapsamını genişletmektedir. Ortakların bilgi alması da bu şekilde olacaktır. Bölünme raporu yazılı olmak zorundadır. Raporun sadece pay sahiplerinin incelenmesine açık olması da içeriğin ticari sır kaygısından mümkün mertebe uzaklaşarak şeffaf olmasına yöneliktir. TTK. 1524.md elektronik işlemler ve bilgi toplumu hizmetlerine ilişkindir. Hüküm her sermaye şirketinin bir internet sitesi açarak, bu internet sitesinin madde de belirtilen hususların yayımlanmasına özgülemek zorunda olduğunu düzenlemektedir. “Ticaret şirketlerinin birleşmesi, bölünmesi, tür değiştirmesi halinde, ortakların ve menfaat sahiplerinin incelemesine sunulan bilgiler, tablolar, belgeler; sermaye artırımı, azaltılması dâhil, esas sözleşme değişikliklerine belgeler, kararlar; imtiyazlı pay sahipleri genel kurul 
kararları, menkul kıymet çıkarılması gibi işlemler dolayısıyla hazırlanan raporlar” şeklinde belirtilerek yazılılık ve inceleme hakkının şeffaflığı açıkça hükme bağlanmıştır. 

Bölünme raporu bölünmeye katılan ortakların yönetim kurulları tarafından hazırlanmak zorundadır. Bölünme raporu bölünmeye katılan ortaklıklar tarafından ayrı ayrı hazırlanabileceği gibi, ortak olarak hazırlanmasına kanunumuz imkân tanımaktadır. Ayrıca şirketin büyüklüğü açısından küçük ölçekli şirketlerin tüm ortaklarının onayı ile bölünme raporu hazırlamaktan vazgeçebilmeleri mümkündür. (TTK. 169.md). Bu ölçekte ki şirketlerin ortak sayılarının az olması ve sermaye değerleri açısından çok yüksek bir kazanç döngüsü 
olmaması nedeniyle ortakların kendi aralarında durumları belirleyebilip, sonuçlarını daha net öngörebildiklerini söyleyebiliriz. Bu nedenle de TTK. 169.md uyarınca bölünme raporundan vazgeçmeleri söz konusu olabilecektir. Bölünmeye katılacak olan ortakların tamamının noter onaylı muvafakati ile artık bölünme raporu hazırlanmayacaktır. 

Genel kurulun bölünmeye onay vermelerinden önce bir ön çalışmaları olarak adlandırılabilecek olan bölünme raporu, pay sahiplerine detaylı bilgilerin açıklanması ve sunulması ile oylama için doğru karar vermelerine yöneliktir. TTK. 171.md birinci fıkrasına göre, iki ay önce pay sahiplerinin incelemesine sunulmalıdır. Neticeten bilgilendirme yükümü yerine getirilmiş olacaktır. 

Zorunlu içerik hukuki ve ekonomik açıdan genel olarak tüm hususları içermektedir. İçerikteki hususlar bölünme planı veya bölünme sözleşmesinde yer alan düzenlemelere paraleldir. Öyle ki bu şekilde olan paralel konular bölünmeyi gerçekleştiren ortaklıkların yönetim kurullarının hazırlayacağı ya da ortak olarak hazırlanabilecek olan bölünme raporunda detaylı bilgilendirmeyi esas kılmakta ve öncesinde meydana gelen planı veya sözleşmeyi gerekçelendirmeye ilişkindir diyebiliriz. Düzenlenmesi gereken hususlar dışında 
ise genel hükümler uyarınca kanuna aykırı olmayan her türlü düzenlemeye yer vermek mümkündür. Bu düzenlemeler uyarınca önceden de belirttiğim üzere bölünme raporu, bölünmeye ilişkin olan tüm hususları pay sahiplerine sunan bir bilgilendirme raporudur. Rapordan küçük ölçekli şirketlerin tüm ortaklıkların muvafakati ile vazgeçilebileceği öngörülse de kanımca vazgeçilmemesi yerinde olacaktır. Çünkü ekonomik gelişmeler ve piyasadaki rekabet durumları göz önünde tutulunca her hususun ayrı ayrı değerlendirilerek karara bağlanması şirketlerin bölünmelerinde en doğru kararı vermeleri bakımından yerinde olacaktır. 

C) DENETİMLER VE BÖLÜNME DENETİMİ
1) YENİ TÜRK TİCARET KANUNUNDA BÖLÜNME DENETİMİ

6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda karşılığı bulunmayan bölünme sözleşmesinin veya bölünme planın ve bölünme raporunun denetlenmesi TTK.170.md de düzenlenmektedir. Bölünme sözleşmesi ya da bölünme planında devreden ve devralan ortaklıklar arasında 
müzakere süreci olacaktır. Bu müzakere sürecinde ortaklıklar menfaatleri açısından ortak bir amaçla hareket edecektir. Amaçlanan bölünmenin menfaatler dengesinin sağlanması açısından ise denetim mekanizmasının olması gerekli ve yerindedir.

Kanunumuzda doğrudan işlem denetçisi tanımına yer verilmemektedir. Bununla birlikte “şirketin kuruluşunu, sermaye artırımını, azaltılmasını, birleşmeyi, bölünmeyi, tür değiştirmeyi, menkul kıymet ihracını veya herhangi bir diğer şirket işlem ve kararını denetleyen” denetçi olarak tanımlamak mümkündür.

TTK. 400.md birinci fıkra uyarınca “Denetçi, ancak ortakları, yeminli malî müşavir veya serbest muhasebeci malî müşavir unvanını taşıyan bir bağımsız denetleme kuruluşu olabilir. Orta ve küçük ölçekli anonim şirketler, bir veya birden fazla yeminli mali müşaviri 
veya serbest muhasebeci malî müşaviri denetçi olarak seçebilirler” Buna göre ise üç çeşit işlem denetçisi olacaktır. Bunlar; bağımsız denetleme kuruluşu, Yeminli Mali Müşavir, Serbest muhasebeci mali müşavirdir. Bağımsız denetleme kuruluşları, küçük, orta ve büyük 
ölçekli sermaye şirketlerinin iş ve işlemlerini denetleyeceklerdir. Ancak TTK 335.md ve 1522 md. Uyarınca küçük ve orta ölçeli şirketlerin bazı işlemlerinin yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavirler tarafından işlem denetçisi sıfatıyla denetlenmesine de olanak sağlamaktadır. Görüldüğü üzere kanun şirketlerin ölçekleri ne olursa olsun bir şekilde denetlenmesine ilişkin düzenlemeleri sıkı biçimde düzenlemiştir. 

2) BÖLÜNMEDE İŞLEM DENETÇİLERİ
6102 sayılı TTK’ da işlem denetçisi olabilecekler ve yasaklananlar düzenlenmiştir. Buna göre; 

(1) Denetçi, bağımsız denetim yapmak üzere, 01.06.1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre ruhsat almış yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir unvanını taşıyan ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yetkilendirilen kişiler ve/veya ortakları bu kişilerden oluşan sermaye şirketi olabilir. Aşağıdaki hâllerden birinin varlığında, yeminli mali müşavir, serbest muhasebeci mali müşavir ve/veya sermaye şirketi ve bunların ortaklarından biri ve bunların ortaklarının yanında çalışan veya bu cümlede anılan kişilerin mesleği birlikte yaptıkları kişi veya kişiler, ilgili şirkette denetçi olamaz. Şöyle ki, önceki cümlede sayılanlardan biri; 
a) Denetlenecek şirkette pay sahibiyse, 
b) Denetlenecek şirketin yöneticisi veya çalışanıysa veya denetçi olarak atanmasından önceki üç yıl içinde bu sıfatı taşımışsa, 
c) Denetlenecek şirketle bağlantısı bulunan bir tüzel kişinin, bir ticaret şirketinin veya bir ticari işletmenin kanuni temsilcisi veya temsilcisi, yönetim kurulu üyesi, yöneticisi veya sahibiyse ya da bunlarda yüzde yirmiden fazla paya sahipse yahut denetlenecek şirketin 
yönetim kurulu üyesinin veya bir yöneticisinin alt veya üst soyundan biri, eşi veya üçüncü derece dâhil, üçüncü dereceye kadar kan veya kayın hısımıysa, 
d) Denetlenecek şirketle bağlantı hâlinde bulunan veya böyle bir şirkette yüzde yirmiden fazla paya sahip olan bir işletmede çalışıyorsa veya denetçisi olacağı şirkette yüzde yirmiden fazla paya sahip bir gerçek kişinin yanında herhangi bir şekilde hizmet veriyorsa, 
e)Denetlenecek şirketin defterlerinin tutulmasında veya finansal tablolarının düzenlenmesinde denetleme dışında faaliyette veya katkıda bulunmuşsa, 
f) Denetlenecek şirketin defterlerinin tutulmasında veya finansal tablolarının çıkarılmasında denetleme dışında faaliyette veya katkıda bulunduğu için (e) bendine göre denetçi olamayacak gerçek veya tüzel kişinin veya onun ortaklarından birinin kanuni temsilcisi, 
temsilcisi, çalışanı, yönetim kurulu üyesi, ortağı, sahibi ya da gerçek kişi olarak bizzat kendisi ise, 
g) (a) ilâ (f) bentlerinde yer alan şartları taşıdığı için denetçi olamayan bir denetçinin nezdinde çalışıyorsa, 
h) Son beş yıl içinde denetçiliğe ilişkin meslekî faaliyetinden kaynaklanan gelirinin tamamının yüzde otuzundan fazlasını denetlenecek şirkete veya ona yüzde yirmiden fazla pay ile iştirak etmiş bulunan şirketlere verilen denetleme ve danışmanlık faaliyetinden elde 
etmişse ve bunu cari yılda da elde etmesi bekleniyorsa, denetçi olamaz. 
(2) On yıl içinde aynı şirket için toplam yedi yıl denetçi olarak seçilen denetçi üç yıl geçmedikçe denetçi olarak yeniden seçilemez. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve bu 
fıkrada belirtilen süreleri kısaltmaya yetkilidir. 
(3) Denetçi, denetleme yaptığı şirkete, vergi danışmanlığı ve vergi denetimi dışında, danışmanlık veya hizmet veremez, bunu bir yavru şirketi aracılığıyla yapamaz. 
(4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle, 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre yeminli mali müşavirlik hakkını kazanmış olan meslek mensupları ile mülga 3143 sayılı Sanayi ve 
Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre ticaret şirketleri nezdinde denetim yetkisine en az on yıldır sahip olanlar, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca öngörülen eğitimi 
tamamlamış olmaları halinde sınav veya başkaca bir şart aranmaksızın bağımsız denetçi olarak yetkilendirilir. 

Bu sıkı denetimlerle bölünmede özellikle bölünme sözleşmesi ve yönetim kurulu tarafından hazırlanan bölünme raporunun bilirkişilerce incelenmesi ve tarafsız olarak yorumlanıp en doğru sonuca varılacağı görülmektedir. İşlem denetçisinin görevlerine bakıldığında ise sermaye şirketlerinin kuruluş işlemlerinin denetlenmesi (TTK 351. md), Birleşme sözleşmesi ve birleşme raporunun denetlenmesi (TTK. 148. md), bölünme sözleşmesi ve bölünme planının denetlenmesi (TTK 170 md.), tür değiştirme planının ve tür değiştirme raporunun denetlenmesi (TTK 187. md) ve sermaye artırımının ve azaltılmasının denetlenmesi (TTK 458, 473/2, 565/2, 592, 635) ve diğer işlemlerinin denetimi olarak TTK 469, 605 ve 642. Maddelerde düzenlenmiştir. Böylece işlem denetçilerinin görev alanları 
oldukça geniştir. İşlem denetçisi bu görevlerinden her birini yerine getirirken en önemli hakkı olan bilgi alma hakkını kullanacaktır. Böylece bölünmeye katılan ortaklıklar TTK 170.md uyarınca denetçiye her türlü bilgi ve belgeyi vermekle yükümlüdürler. 

 Belirttiğimiz görevler açısından TTK. 554.md “şirketin kuruluşu, sermaye artımını, azaltılmasını, birleşmeyi, bölünmeyi, tür değiştirmeyi, menkul kıymet ihracını veya herhangi bir diğer şirket işlem ve kararını denetler” denilmektedir. Bu işlem ve kararlar denetçi 
tarafından incelenirken bunu kendisinin tek başına yapması beklenemeyecektir. Bu nedenle aslında bölünmeye katılan ortaklıkların işbirliği çerçevesinde üçlü bir yapıyla bu denetimi başarıyla sonuçlandırması gerekmektedir. Hatta denetçinin görevini yerine getirirken bilgi edinmesi TTK. 401. md de hükme bağlanmıştır. Bu hükme göre denetçi ve denetleme konusu çerçevesinde işlem denetçisi, yönetim kurulundan kanuna uygun ve özenli bir denetim için gerekli olan bütün bilgilerin kendisine verilmesini ve dayanak oluşturabilecek belgeleri sunmasını isteme hakkına haizdir. Hükümde ise “denetleme konusu çerçevesinde” denilirken aslında bir açıdan sınırlama getirilmektedir ve işlem denetçisi ancak denetleme konusu olan (ortaklıkların bölünmesi açısından) bilgi ve belgeleri yönetim kurulundan isteme hakkına sahiptir. 

3) DENETÇİNİN GÖREVİNİ YERİNE GETİRME ESASLARI VE HUKUKİ SORUMLULUĞU 
Denetçinin adeta bilirkişi sıfatına haiz şekilde görevini yerine getirirken tarafsız davranması ve dürüstlük kuralı çerçevesinde denetimi esastır. Bu yükümlülüklerini ihlal etmesi ve bölünmeye gerçekleştirecek ortaklıklardan birine zarar vermesi halinde hukuki ve cezai sorumluluk söz konusu olacaktır. Hukuki sorumluluk açısından TTK 554.md denetçinin ve işlem denetçiliğinin sorumluluğu düzenlenmektedir. Bu sorumluluk bir kusur sorumluluğu olup, denetçiler kanuni görevlerini yerine getirirken kusurlu hareket etmeleri halinde hem 
şirkete hem de pay sahipleri ile şirket alacaklılarına karışı verdikleri zararlar dolayısıyla sorumlu olacaklardır. Ancak belirtilmelidir ki sır saklama yükümlülüğü ihlali halinde bu hüküm uygulanmayacaktır. Bunun yerine TTK. 404.md de düzenlendiği üzere yükümlülük 
ihlaline tabi olarak sorumlu olacaklardır. Kanunumuzda tazminata ilişkin olarak kusursuz sorumluluk düzenlemesi olmaması eksikliktir. Tazminata ilişkin olarak TTK. 554.md de tazminata ilişkin sadece kusur sorumluğunu ilişkin düzenleme getirilmeliydi. Ancak yine de 
bu eksikliğin cezai açıdan tamamlandığını düşünmekteyim. Belli bir meslek grubuna kanun tarafından verilen yetkiler açısından kusursuz bir sorumluluk hükmünün öngörülmesi bu kişilerin tarafsızlık ve dürüstlük kuralı çerçevesinde mesleğini icra etmesi açısından daha etkili ve destekleyici olur. Hukuki sorumluluk yanı sıra gerçeğe aykırı rapor düzenlemesi durumunda ise TTK. 562. md de cezai sorumluluk başlığı altında düzenlenen suç ve cezalarda 300 günden az olmamak üzere adli para cezası verilecektir. Şirket sırlarının ifşa edilmelerine ilişkin olarak ise verdikleri zarar sebebiyle her bir denetim için yüzbin Türk Lirasına, pay senetleri borsada işlem gören anonim şirketlerde ise üç yüz bin Türk Lirası’na kadar tazminata hükmedilmesi öngörülmektedir. Aynı zamanda “görevleri dolayısıyla 
incelemelerine sunulan defter ve belgeleri, elde ettikleri veya verilen bilgilerden öğrendikleri iş ve işletme sırlarını açıklamaları” durumunda TCK 239.md hükümlerine göre cezalandırılacaklardır. 

Neticeten denetim sonucunda bir denetim raporu hazırlanır. Bu rapor ise bölünme sözleşmesini içeren bölünme raporundan sonra pay sahipleri için ikinci bir denetim mekanizmasıdır. Bölünmeye katılan ortaklar için ayrı ayrı veya ortak olarak yönetim kurulları 
tarafından hazırlanan bölünme raporu gibi pay sahiplerine detaylı bilgi vermeye amaçlayan ve ayrıca bir devlet mekanizması olarak da adlandırılabilecek bir nitelendirme, vasıflandırma raporudur. 

Bölünme sözleşmesinin ve bölünme planının denetlenmesinde TTK 170. md’ nin 148.md’ ye yaptığı atıfla bu konuda uzman olan işlem denetçisinin zorunlu denetimi sonucunda denetimde; 

- Devralan şirket tarafından yapılması öngörülen sermaye artırımının, devrolunan şirketin ortaklarının haklarının korumaya yeterli bulunup bulunmadığı 
- Değişim oranının ve ayrılma akçesinin adil olup olmadığı 
- Değişim oranının hangi yönteme göre hesaplandığı; en az üç farklı genel kabul gören yöntem ile karşılaştırma yapılarak, uygulanan yöntemin adil olduğu 
- Diğer genel kabul gören yöntemlere göre hangi değerlerin ortaya çıkabileceği 
- Denkleştirme varsa, bunun uygun olup olmadığı 
- Değişim oranının hesaplanması yönünden payların değerlendirilmesinde dikkate alınan özellikler hususlarında bölünmeye uygulanmasının mümkün olanları inceleyerek bu hususlara ilişkin görüşlerini düzenleyeceği denetleme raporunda açıklayacaktır. 

D) ALACAKLININ KORUNMASI 
1) GENEL OLARAK 

Alacaklıların korunması TTK 157. md de yeni bir anlayış üzerinde yapılandırılmıştır. Alacaklının alacağını kavuşma ihtimalini ayakta tutan ve aynı zamanda borçlunun da bölünme sürecinde zarurete düşmesini engelleyici anlayıştır. Bu hüküm birleşmeyi düzenleyen nitelikte olsa da 175. madde gerekçesinin 157. madde gerekçesine atfı ile bu yapılanmanın yeni bir anlayış üzerinden doğduğu anlaşılmaktadır. Anonim şirketlerde TTK 451. md, malvarlıklarının ayrı yönetimini ve müteselsil sorumluluğu koruyucu nitelikte mütalaa etmiştir. Kanunda etkili ve amaca uygun olarak düzenlemeler yapıldığı görülmektedir. Kanun hükümlerinde teminat talebi belli bir süreye bağlanmaktadır. Hem alacaklıkların zarar görmesinin engellenmesi hem de borçlunun da bölünme nedeniyle zarurete uğramaması amaçlanmaktadır. Aynı zamanda alacaklının bölünme nedeniyle alacağını elde etme olanağı açısından zarara uğramayacaksa şirketin teminat göstermek yerine borcunu ifa etmesine dair açıkça hükme bağlanmaktadır. Tam bölünmede, alacaklıların karşı 
tarafında yer alan borçlu değişmektedir. Kısmi bölünmede ise bölünen şirketin malvarlığının küçülmesidir. Devredilen malvarlığı bölümü veya bölünmeleri sebebiyle oransal da olsa fiilen azalan sermaye ile alacaklıların ortak teminatları da kalkmış olacaktır. Bu şekilde ise alacak tehlikeye düşebilecektir. Her iki bölünme türü açısından da ciddi sonuçlar doğacaktır. Genel olarak, tam bölünme, bölünen şirketin parçalanarak ortadan kalkması sonucu doğuran bir durumdur. Kısmi bölünme ise malvarlığının azaltılması söz konusu olacaktır. Bu durumlar karşısında alacaklının bu işlemlerden haberdar edilmesi esasına dayalı olarak bilgilendirme ilgili hükümde gösterilen şekilde olacaktır. Alacaklının korunmasında haber edilme aşaması ilk ve en önemli safhayı oluşturacaktır. Bu çağrı üzerine 3 aylık sürede ise teminat talebi ve şartların sağlanması halinde şirketin teminat vermesi birbirini takip eden işlemler olacaktır. 

2) ALACAKLININ BİREYSEL OLARAK TEMİNAT VASITASIYLA KORUNMASI
Yeniden yapılanmada alacaklının bireysel olarak korunmasına ilişkin olarak alacaklıya teminat talep etme hakkı tanınmıştır. Bu husus ise bölünme ve birleşme için tanınan hak niteliğindedir. Alacaklının bölünmede teminat vasıtasıyla korunması tamamlayıcı koruma 
olarak değil, önleyici koruma olarak şekillendirilmiştir. 

Teminat isteme hakkı TTK.157.md’ de düzenlenmiştir. Devreden veya devralan şirkete karşı teminat vasıtayla talepte bulunulabilecektir. Alacaklı statüsü belirlenirken esas husus ise talebin teminat ile korunabilmesidir. Bu korunabilecek talep ise yeniden yapılanmayı 
düzenleyen hükümlerde ayrı bir koruma ile korunamayacak olmalıdır. Talebin türüne göre değerlendirme yapılmalıdır. Kanundan veya sözleşmeden doğan talepler doğal olarak bu kapsamda olacaktır ancak ayni talepler TTK.157.md ve 174.md’ye göre incelenmelidir. 

TTK m.174 uyarınca alacaklıkların yapılan çağrıdan önce doğmuş alacakları için teminat talep etmeleri öngörülmüştür. TTK. 175. md. birinci fıkra uyarınca son çağrıdan itibaren 2 ay içerisinde teminat talep edilince bölünmeye katılan ortaklıklar tarafından güvence verilmesi gereklidir. TTK. 175.md üçüncü fıkra uyarınca da diğer alacaklıkların zarara uğramaması şartı ile ortaklık güvence verilmesi yerine ödeme yapabilir. Amaç tek bir alacağın teminat altına alınması değildir. Tüm alacaklıları korumak amacı güdülerek, kanun 
lafzı uyarınca gerekli özen gösterilerek diğer alacaklıların haklarına zarar vermemek esasına dayalı olarak hareket edilmelidir. Ayrıca bölünmeye katılan ortaklıkların yönetim kurulları ancak teminat verilerek alacakların güvence altına alınması ile bölünme sözleşmesi ya da bölünme planını genel kurula sunabilirler. Ancak teminat altına alınacak olan alacak her türlü alacaktır diyemeyiz. Menfaat dengesinin sağlanması gerekmektedir. Bu husus ise bölünme nedeniyle alacaklının alacağına kavuşma imkânını tehlikeye düşürecek nitelikte olan ve bu duruma ilişkin kuvvetle muhtemel tehlike karşısında böyle bir talepte bulunulacaktır. Her alacak için teminat istenemediği gibi muaccel olmayan alacaklar içinde istenemeyecektir. Böylece teminat altına alınması gereken alacakların doğum anı belirlenmelidir. Buna göre bölünmenin hukuki geçerlilik kazanmasından önce doğan alacaklar için teminat istenebilir. Geçerlilik kazanan bölünme işlemi sonrasında oluşan alacakların zaten bu kapsamda bir korunmaya ihtiyacı olmayacağı açıktır. Teminatı verecek olan ise zamanında borç doğuran işlemi gerçekleştiren şirkettir. Her şirket kendi borcundan sorumlu olduğu gibi bölünme sürecinde de kendi borçları açısından teminat talep edenlerden sorumlulukları devam edecektir. 

Ticaret Kanunu uyarınca çağrıdan itibaren üç ay içinde alacaklıkların teminat verilmesini talep etmeleri gereklidir. Üç aylık süre hak düşürücü süredir. Sürenin geçmesi ile artık teminat istenemez ancak ifanın istenmesi her halde mümkündür. Çağrı ise TTK. 174. 
md uyarınca Türk Ticaret Sicili Gazetesinde, tirajı elli binin üstünde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan en az üç gazetede yedişer gün aralıklarla üç defa yapılacak ilanla ve sermaye şirketlerinde ayrıca internet sitesine de konulacak ilanla alacaklıları alacaklarını bildirmeye ve teminat verilmesi için istemde bulunmaya çağrılır. Bu şekilde detaylı çağrı sistemi öngörülerek alacaklıların teminat alınmasına dair bir an önce harekete geçmeleri amaçlanmaktadır. 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda alacakların teminat altına alınmasına ilişkin düzenleme “Bölünme ile alacaklıların alacaklarının tehlikeye düşmediğinin bir işlem denetçisinin raporuyla ispatı halinde, teminat almak yükümü ortadan kalkar” şeklindedir. Alt komisyonca, Kanunun 175. Md’ nin ikinci fıkrasına “bir işlem denetçisi raporuyla” ibaresi eklenerek ispat aracında kesinlik ve açıklık sağlanmıştır. İşlem denetçilerinin ise alacaklar açısından da etkin bir rolü olduğu görülmektedir. Alacaklıların korunmasına ilişkin olarak son olarak değinmek istediğim husus ise müteselsil sorumluluktur. 6267 sayılı Türk Ticaret Kanununda karşılığı bulunmayan bir kavram olan ve yeni düzenlemeler açısından en önemli hususlardan ve düzenlemelerden biri de “bölünme açısından şirketlerin müteselsil 
sorumluluğudur.” TTK 176. md uyarınca bölünme sözleşmesi veya bölünme planında kendisine borç tahsis edilen ortaklık (birinci derecede sorumlu ortaklık) borçlarını ifa etmezse bölünmeye katılan diğer ortaklıklar (ikinci derecede sorumlu ortaklıklar) müteselsilen
sorumludurlar. Müteselsil sorumluluk ise hiçbir şekilde sözleşme ile kaldırılamayacaktır. Bölünme sözleşmesi veya planına göre bölünen şirketin bazı borçları, bölünmeye katılan şirketlerden birine devredilmişse yani borç o devralan şirket tarafından ödenecekse, fakat 
ödenmemişse bölünmeye katılan diğer şirketler bu ödenmeyen borçtan müteselsilen sorumlu olurlar. Borcu ödemekle yükümlü olan şirket bu borçtan birinci derece sorumludur. Çünkü bölünmede aktif/pasif gruplaşmasında borç ona intikal etmiştir. Birinci derecede sorumlu olan şirkete başvurmadan diğer ikinci dereceden sorumlu olan şirketlere başvurulamaz. Bu düzenleme her iki şirket arasında menfaat dengesini kurmaktadır. Bu şekilde asıl borçlu asıl borçlu olarak kalmaya devam etmekte ve aslında borçlu sıfatına haiz olmayan şirketin ancak bölünme nedeniyle bu sıfata haiz olması kendisini zarurete düşürmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise ikinci derece sorumlu şirkete hangi hallerde başvurulacağı gösterilmektedir. Böylece her türlü durum için ikinci derecede sorumlu olan şirkete başvurulmaması yerindedir. İlgili hüküm uyarınca alacağın teminat altına alınmamış olması ve birinci derecede sorumlu şirketin iflas etmiş olması, konkordato süresi almış, aleyhinde yapılan bir icra takibinde kesin aciz vesikası alınmasından şartları doğmuş, merkezi yurt dışına taşınmış ve artık Türkiye’de takip edilemez duruma gelmiş veya yurt dışındaki merkezinin yeri değiştirilmiş ve sebeple hukuken takibi önemli derecede güçlenmiş olması gerekir. Bu durumlar birinci derecede sorumlu olan şirketi aslında güçsüz kılacak durumlar olmaktadır. Bu durumlarda borçlunun ödeme güçlüğü çekebilmesi ya da borcun ifasının gerçekleşemeyeceği muhtemel durumlardır. İşte bu nedenledir ki mevcut olan borcun madde hükmünde belirtilen haller halinde ikinci derecede sorumlu olan şirket tarafından ödenebileceği öngörülmüştür. 

E) İŞÇİLERİN KORUNMASI 
İşçi ve işveren arasındaki iş ilişkileri İş Kanununda düzenlenmekte olup işçiler hizmet sözleşmesine dayalı olarak çalışmaktadırlar. Hizmet sözleşmeleri ise kural olarak işverenin değişmesi ile sona ermez. Ancak, İş Kanunu uyarınca aksi kararlaştırılmadığı ve halin 
icabından anlaşılmadığı sürece işveren hizmet sözleşmesinden doğan hakları üçüncü bir kişiye devredemez. 

Kısmi ve tam bölünmede, işçi itiraz etmediği takdirde devir gününe kadar bu sözleşmeden doğan bütün hak ve borçlar devralana geçecektir. Ancak işçilerin itirazı TTK.178.md ikinci fıkra uyarınca kanuni işten çıkarma süresi sonunda sona erecektir. Nitekim 4856 sayılı İş Kanunu 6.maddesinde iş yerinin veya bir bölümünün devri halinde iş sözleşmeleri, hak ve borçların devralana geçeceği düzenlenmektedir. İş kanununda ise TTK olduğu gibi işçinin rızası aranmamaktadır. Bu husus ise TTK ile tamamlanmaktadır. 

Devir tarihine kadar da devralan ve işçi sözleşmeyi yerine getirmekle yükümlüdür. İşçilerin İş Kanunundan doğan ihbar sürelerine uyması, kıdem tazminatı isteme gibi bir takım sonuç doğuran hak ve yükümlülükleri olacaktır. Devreden ve devralan ise, bölünmeden 
önceki muaccel olmuş alacakları ve işçinin itirazı nedeniyle iş sözleşmesinin sona erdiği tarihe kadar geçen sürede muaccel olacak alacaklardan ise müteselsilen sorumludur. İş.K. 6.md üçüncü fıkrası uyarınca da devir halinde, devir tarihinden önce doğmuş ve devir 
tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan 2 yıl süre ile müteselsil sorumlu olacaklardır. Ancak 4.fıkrada ise tüzel kişiliğin birleşme ya da katılma ya da tür değiştirme ile sona ermede ise müteselsil sorumluluk uygulanmayacaktır. 

Görüldüğü üzere bölünme, işçiler üzerinde etki yaratacak olan bir müessesedir. İşçinin hak ve yükümlülükleri ortaklıkların tam veya kısmi bölünme yoluna gittiği zaman işçilerin haklarının zedelenmemesi gereklidir. Bu nedenle iş ilişkilerinin bölünme sonucunda nasıl etkileneceği ve eğer ortaklıklar arasında iş ilişkilerine dair sosyal plan varsa bunun bölünme raporunda açıklanması gereklidir. Alacaklıların korunması gibi işçilerin de korunması bu nedenlerle olacaktır. Zayıf durumda olanları korumak ve menfaat dengesi sağlamak hukukun amaçlarındandır. Bu amaç doğrultusunda da Türk Ticaret Kanunumuzda iş ilişkilerinin geçmesi detaylı olarak düzenlenmiştir. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda karşılığı bulunmamakla beraber yerinde bir düzenlemedir ve işçilerin korunmasını bölünme açısından ele almaktadır. Ayrıca TTK. 175.md uyarınca da şirket çalışanlarının alacakları açısından 3 aylık süreçte bu alacaklarının teminat altına alınmasını talep etme hakları vardır. Bu koruma alacakların teminat altına alınmasına bağlı olarak belirli bir süreye bağlanmaktadır. Bu talebe karşılık ise şirket alacağın tehlikeye düşmediğini denetçiden talep edeceği bir raporla ispat ederek alacağı güvence altına almaktan kaçınabilir. 

F) GENEL KURULUN BÖLÜNME KARARI 
1) BÖLÜNME KARARI VE ZAMANI 

Devralma yoluyla bölünmede “bölünme sözleşmesi”, yeni kuruluş yoluyla bölünmede “bölünme planı” TTK. 166.md üçüncü fıkra uyarınca genel kurul tarafından onaylanacaktır. Hem bölünme sözleşmesi hem de bölünme planı bölünmenin temelini oluşturmakla beraber ortaklar ve diğer hak sahiplerinin haklarını tanımlayan belgedir. Bu nitelikte bir belgenin ortaklıklarda bu hususta en yetkili ve söz sahibi kişilerce onaylanması gerekmektedir. Devralma yoluyla bölünme de mevcut ortaklıklar olduğu için bölünmeye katılan ortaklıkların genel kurulları tarafından bölünme sözleşmesi onaylanmalıdır Bölünme kararı ancak genel kurulun onayı ile geçerli olabilecektir. Yönetim kurulu tarafından hazırlanan bölünme sözleşmesi genel kurul tarafından onaylanana kadar askıda geçersiz olacaktır. Yeni ortaklık kurulması yoluyla bölünmede ise devralan ortaklık ancak bölünmenin ticaret siciline tesciliyle bölünme icra edildiği zaman kurulduğu için bu durumda devreden ortaklığın bölünme kararı yeterlidir. 

Bölünme kararı, ortaklıkların iradeleri doğrultusunda geçen sürecin nihayete ermesi için gerekli olan karardır. Bu hukuki yazgının en önemli aşamasıdır. Bu nedenle bölünme kararının zamanı da kanunda emredici olacak düzenlenmiştir. Birinci fıkrada yer alan kurala 
göre, bölünme sözleşmesi veya planı 175.maddeye göre alacakların güvence altına alınmasından sonra genel kurula sunulabilir. Bu hükümle, alacaklıları güvence altına almadan bölünmeye izin verilmemesi amaçlanmıştır. Alacaklıların korunması da bu şekilde 
ortaklıkların bölünmesi için engel niteliğinde emredici hüküm konularak daha sıkı bir yapıyla güçlendirilmiştir. 

Bölünme sözleşmesi veya bölünme planının onaylanması için yapılacak olan genel kurul çağrısı, toplantısı ve genel işleyişe ilişkin olarak özel bir yöntem öngörülmemiştir. Bu toplantılar ve gerekli olan işleyiş genel hükümler uyarınca olacaktır. Genel kurul tarafından 
TTK. 173.md hükümlerince onaylanması gerektiği TTK.166. md belirtilmektedir. 

2) GENEL KURUL TOPLANTISI ÖNCESİNDE PAY SAHİPLERİNİN “İNCELEME HAKKI”
Bölünm